Çağdaş Sanat ve Yeteneğin Dışlanması
Giriş: Sanatın Sınırları Nerede?
1960’lardan itibaren çağdaş sanat, geleneksel beceri ve disiplin anlayışını kasıtlı olarak sorgulamaya başladı. Bu sorgulama, sanatın tanımını genişletirken aynı zamanda bazı eleştirmenlere göre “yeteneğin tasfiyesi” sürecini de beraberinde getirdi. Sanatın artık sadece resim veya heykel gibi teknik beceri gerektiren alanlardan ibaret olmadığı fikri, kavramsal yaklaşımların önünü açtı. Ancak bu durum, bazı örneklerde sanatın tamamen disiplinsizleşmesi ve ölçütlerini yitirmesi riskini de doğurdu.
Piero Manzoni: Sanatçının Bok ve Burjuva Piyasası
1961 yılında İtalyan sanatçı Piero Manzoni, “Sanatçının Boku” (Merda d’artista) adlı eserini üretti. Kendi dışkısını 90 konserve kutusuna doldurup her birini ağırlığınca altın fiyatından satışa sundu. Manzoni’nin bu hareketi, kimi çevrelerce sanat piyasasının eleştirisi olarak yorumlandı. Ancak ironik olan şudur: Bugün o konserveler dünyanın prestijli müzelerinde sergilenmekte ve milyonlarca dolara alıcı bulmaktadır.
Bu örnek, burjuva koleksiyoner sınıfının sanatı nasıl tamamen kendi keyfine göre tanımlayabildiğini gösterir. Bir eserin değeri, içindeki emekten, beceriden veya yetenekten bağımsız olarak, kimin yaptığına ve kimin onayladığına bağlı hale gelmiştir.
Marina Abramović: Yürüyüş Ne Zaman Sanat Olur?
Marina Abramović, performans sanatının en bilinen isimlerindendir. 1988’de Çin Seddi’nin iki ucundan başlayıp ortada buluşmak üzere yürüdüğü “The Great Wall Walk” projesini sanat eseri olarak sunmuştur. Üç ay süren bu yürüyüş, fiziksel dayanıklılık gerektirir ve spor aktivesi olarak değerlendirilebilir veya inzivaya çekilmek. Peki bunu sanat yapan nedir?
Bir eylemin sanat sayılabilmesi için, onu gerçekleştirenin “sanatçı” kimliği taşıması çoğu zaman yeterli olmaktadır. Aynı yürüyüşü bir işçi gerçekleştirse, kimse onun bir sanat eseri ürettiğini söylemez. Bu durum, sanatçı kimliğinin yarattığı ayrıcalığı ve sanatın disiplinsizleşmesini gözler önüne serer.
Spirit Cooking” ve Okültizm Suçlamaları
Bu suçlamaların merkezinde, Abramović’in 1996 tarihli “Spirit Cooking” (Ruh Pişirme) adlı performansı yer alır. Sanatçı bu performansta, bir galeri duvarına domuz kanı kullanarak “Keskin bir bıçakla sol elinin orta parmağını derinlemesine kes, acıyı ye” veya “Taze anne sütünü taze spermle karıştır” gibi rahatsız edici ve şiddet içeren ifadeler yazmıştır. Aynı isimde, yemek tarifleri gibi sunulan ancak uygulandığında kişinin kendine zarar vermesini öngören bir yemek kitabı da yayımlamıştır. Bu eser, muhafazakar çevreler tarafından “satanist” ve “şeytani” olarak yorumlanmış ve sanatçıya yönelik suçlamaların temelini oluşturmuştur.







Suçlamaların ve İddiaların Değerlendirilmesi:
Yukarıdaki bilgiler ışığında, Marina Abramović hakkında öne sürülen iddiaları şu şekilde listelemek mümkündür:
Yoko Ono: Çığlıklar ve Performans
Yoko Ono, performans sanatı adı altında yaptığı vokal çalışmalarıyla tanınır. Parçalarının büyük bir kısmı, kontrollü veya kontrolsüz çığlıklar, anlamsız hecelemelerden oluşur. Müzik, yıllar süren emek, kulak ve ritim duygusu gerektiren bir disiplindir. Oysa Ono’nun yaptığı, bu disiplinin reddidir. Bu tür üretimlerin “sanat” kategorisinde kabul görmesi, yine sanatçının kimliğine ve içinde bulunduğu burjuva sanat ağlarına bağlıdır.
Görsel Sanatlarda Yeteneğin İnkarı
Çağdaş sanat galerilerinde (bnz.), herhangi bir çizim becerisi, perspektif bilgisi veya kompozisyon yeteneği gerektirmeyen eserler yüksek fiyatlara alıcı bulabilmektedir (bnz.). Duvara bantlanmış bir muz, tuval üzerine çekilmiş tek bir çizgi veya herhangi bir nesne “ready-made” olarak sunulduğunda sanat statüsü kazanabilmektedir.
Bu yaklaşımın altında yatan mantık şudur: Sanat, yetenekle ilişkisi koparıldığında, onu üretenin sınıfsal konumu belirleyici hale gelir. Bir burjuva mensubu, hiçbir sanatsal becerisi olmadan “sanatçı” sıfatını satın alabilirken, aynı işi yapan bir işçi “beceriksiz” olarak damgalanır.
Güzellik Ajansları ve Oyunculuk Sektörü
Benzer bir durum oyunculuk sektöründe de görülür. Tiyatro, uzun yıllar süren bir eğitim, ses kullanımı, beden kontrolü ve metin analizi gibi yetenekler gerektirir. Ancak günümüzde televizyon ve sinema sektöründe yetenekten çok görsel tüketime uygun bedenler ve yüzler ön plana çıkarılmaktadır. Güzellik ajansları aracılığıyla sektöre sürülen modeller, “oyuncu” unvanıyla izleyiciye sunulmakta; oyunculuk yeteneği yerini imaja bırakmaktadır. Sonuç her gün televizyonda izlediğimiz aynı çürük senaryolu diziler ve sabah programları.
Sonuç: Sanatın Sınıfsal Kıskacı
Çağdaş sanatın bu örnekleri, bir sınıfın sanatı kendi çıkarlarına göre yeniden tanımlama stratejisinin parçalarıdır. Disiplinin, emeğin ve yeteneğin dışlandığı; kavramın, sermayenin ve burjuva ayrıcalığının öne çıktığı bu anlayış, sanatı bir yetenek meselesi olmaktan çıkarıp bir sınıfsal aidiyet meselesine dönüştürmüştür.
Sanatın yeniden anlamlı bir zemine oturması, onun yetenek, emek ve disiplin temelinde yeniden değerlendirilmesi ve üretim araçlarının tek bir sınıfın tekelinden çıkarılması ile mümkün olabilir.




Bir Cevap Yazın