Jacqueline du Pré: Çellonun Ateşli Meleği ve Trajedinin İlahisi
Klasik müzik tarihinin en parlak ama en kısa ömürlü yıldızlarından biriydi Jacqueline du Pré. Onun çello yayının tellere dokunuşu, sadece notaları seslendirmek değil, adeta ruhun en gizli köşelerini ifşa etmekti. 1945’te Oxford’da doğan bu İngiliz kız çocuğu, beş yaşında duyduğu bir radyo yayınıyla büyülendiği çelloyu eline aldığında, kimse onun yirmi yıl sonra tüm dünyanın kalbini çalacağını bilmiyordu.
Dehanın Yükselişi
Jacqueline du Pré, dört yaşında çello çalmaya başladı. 10 yaşında uluslararası yarışmalarda boy göstermeye başladı, 16 yaşında Londra’nın en prestijli sahnelerinde konserler veriyordu. 1965’te, yirmi yaşındayken Londra Senfoni Orkestrası ile seslendirdiği Edward Elgar’ın Çello Konçertosu, onu bir gecede efsane yaptı. Bu yorum, bugün hâlâ gelmiş geçmiş en iyi Elgar yorumu olarak kabul edilir.
Macar çellist János Starker, bir radyo yayınında Jacqueline’in çalışını duyduğunda ürkütücü bir kehanette bulundu: “Böyle çalan birinin ömrü uzun olmaz.” Starker, onun müziğe verdiği beden ve ruhun tamamını, bir ömür boyu tüketilecek enerjiyi tek bir performansta harcadığını görmüştü. Ne yazık ki haklı çıktı.
“Hilary and Jackie”: Kardeşlik ve Trajedi
Jacqueline du Pré’in hayatı, 1998 yapımı “Hilary and Jackie” filmine konu oldu. Emily Watson, bu rolle adeta kendini parçalayan bir performans sergiler. Watson’ın canlandırdığı Jackie, sahnede tanrıça gibidir ama sahne dışında çocuksu, kırılgan, hatta bazen dayanılmaz derecede bencildir. Rachel Griffiths ise ablası Hilary rolünde, kardeşinin dehası karşısında kendi hayatını “sıradan” yaşamayı seçen ama bunun bedelini ağır ödeyen bir kadını unutulmaz kılar.
Film, yayınlandığında büyük tartışmalara yol açtı. Jackie’nin bir dönem ablası ve eniştesiyle yaşadığı travmatik bir ilişkiyi gözler önüne seriyordu. Jacqueline du Pré’in eşi, ünlü orkestra şefi Daniel Barenboim, filmin gösterime girmesini engellemeye çalıştı ve filmin gerçekleri çarpıttığını savundu. Eleştirmenler, filmin Jackie’nin hastalığının erken belirtilerini kişilik bozukluğu gibi yansıttığını belirttiler.
Hastalık ve Çöküş
Gerçek hayatta Jacqueline du Pré, 26 yaşında, kariyerinin zirvesindeyken multipl skleroz (MS) teşhisi konulduğunu öğrendi. Hastalık, yıllar içinde onun parmaklarını, kollarını, tüm bedenini ele geçirdi. Enstrümanını çalamaz hale geldi. Kısa sürede bakıma muhtaç bir duruma düştü.
Filmin en vurucu repliklerinden biri, Jackie’nin Barenboim’e sorduğu sorudur: “Eğer bir daha çalamazsam, beni yine sever misin?” Barenboim’in yanıtı, belki de tüm trajediyi özetler: “Çalamazsan, sen sen olmazsın ki.” Bu sözler, Jackie’nin en derin korkusunu dile getirir: Onu var eden, sevilmeye değer kılan şey, sadece müziğiydi.
Veda
Jacqueline du Pré, 19 Ekim 1987’de, 42 yaşında Londra’da hayata veda etti. Geride bıraktığı kayıtlar, özellikle Elgar, Haydn ve Schumann yorumları, hâlâ başucu eserleri olarak dinlenmeye devam ediyor.
Jacqueline du Pré, çellosuyla adeta ateşle oynadı. Ve tıpkı bir efsaneye yakışır şekilde, o ateşte kül oldu. Ama onun tellerden süzülen o benzersiz, yanık, hıçkıran sesi, ölümünden neredeyse kırk yıl sonra hâlâ dinleyenin ruhunu titretmeye devam ediyor. Çünkü onun müziği, sadece bir icra değil, bir insanın varoluşunun tüm çıplaklığıyla, tüm umutsuzluğuyla ve tüm tutkusuyla haykırışıydı.
Sıradaki yazı: Mozart: Bir Dehanın Karanlık Çilesi ve Kıskançlığın Ölümcül Oyunu




Bir Cevap Yazın