Gotik Rock, Death Rock ve Dark Wave: Karanlığın Üç Yüzü
Gotik alt kültürü denildiğinde akla gelen müzik, aslında tek bir türden ibaret değil. Farklı coğrafyalarda, farklı dönemlerde doğmuş, birbirini beslemiş üç ana damar var: Gotik Rock, Death Rock ve Dark Wave. Birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olsalar da her birinin kendine özgü bir karakteri, bir coğrafyası ve bir sesi var.

Gotik Rock: İngiltere’nin Karanlık Post-Punk’ı
Gotik rock, 1970’lerin sonunda İngiltere’de post-punk’ın koyu ve kasvetli bir alt türü olarak ortaya çıktı. Bauhaus’un 1979’daki “Bela Lugosi’s Dead”i, gotik rock’ın doğum belgesi sayılır; karanlık, yankılı gitarları ve gotik edebiyat göndermeleriyle tüm bir türün yol haritasını çizdi. Siouxsie and the Banshees, The Cure ve The Sisters of Mercy gibi gruplar da bu sesi şekillendiren diğer öncüler arasında yer aldı. Gotik rock, daha çok minör tonlar, dramatik melodiler ve melankolik vokaller üzerine kuruluydu.
Death Rock: Amerika’nın Punk’tan Gelen Asi Çocuğu
Gotik rock İngiltere’de şekillenirken, Amerika’nın Batı Yakası’nda bambaşka bir ses yükseliyordu: Death rock. Death rock, punk rock’tan doğdu, bu nedenle İngiliz muadilinden daha hızlı, daha agresif ve ham bir enerjiye sahipti. Gotik rock karanlık romantizmi ön plana çıkarırken, death rock daha çok B-filmlerinden, ucuz korku estetiğinden ve sıradışı temalardan besleniyordu.
Bu türün en önemli temsilcisi, kuşkusuz Rozz Williams tarafından 1979’da Los Angeles’ta kurulan Christian Death‘tir. Grubun 1982 çıkışlı ilk albümleri Only Theatre of Pain, tüm bir türün mihenk taşı haline geldi. Christian Death, death rock’ın sınırlarını belirleyen, hem müzikal hem de görsel olarak türe yön veren en önemli isimdi.
Gotik rock’ın bir “atmosfer” inşa etme çabasına karşın death rock, sokaklardan fırlamış gibiydi. Christian Death’in yanı sıra 45 Grave, Kommunity FK ve Screaming Dead gibi gruplar da death rock’ın gelişmesine katkıda bulundu. Özellikle Screaming Dead, punk’ın asi ruhunu korku öğeleriyle harmanlayarak death rock’ın en özgün örneklerinden birini sundu. Yalnızca birkaç yıl aktif kalmalarına rağmen, bıraktıkları miras sonraki nesiller için bir ilham kaynağı oldu.
Dark Wave: Sentezleyicilerin Yükselişi
1980’lerin başında, İngiltere’de yükselen dark wave, gotik rock’ı post-punk ve new wave ile harmanlayarak bambaşka bir yöne evirdi. Karanlık temalar hâlâ işleniyordu ama artık işin içinde sentezleyiciler, davul makineleri ve daha elektronik altyapılar vardı.
Dark wave, gotik rock’ın sentezleyici ağırlıklı bir versiyonu olarak da tanımlanabilir. Gotik rock’ın o karanlık atmosferini, yeni dalganın elektronik olanaklarıyla birleştirdi. Bu türün en önemli temsilcisi, 1981’de Hollanda’da kurulan Clan of Xymox’ tur. Grubun sound’u, karanlık gotik rock’ı synthpop ve elektronik unsurlarla harmanlamasıyla dark wave’in belkemiğini oluşturdu. Bu türü “dark wave” olarak adlandıran da ünlü DJ John Peel’di ve bu isim kısa sürede tüm Avrupa’ya yayıldı.
🔗 Sonsuz Döngü
Bu üç tür, birbirinden keskin çizgilerle ayrılmaktan çok, iç içe geçmiş bir ağ gibidir. 1990’larda Cinema Strange gibi gruplar, death rock’ın mirasını alıp dark wave’in karanlık elektroniği ve gotik rock’ın teatralliğiyle harmanlayarak türe yeni bir soluk getirmiştir.
Gotik rock, dark wave ve death rock… Her biri aynı karanlığın farklı birer yansıması. Biri İngiltere’nin sisli sokaklarında, diğeri Amerika’nın güneşli ama asi Kaliforniya’sında, bir diğeri ise Avrupa’nın elektronik laboratuvarlarında şekillendi. Ama hepsi, müziğin sadece bir eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda bir duygu, bir duruş ve bir varoluş biçimi olabileceğini kanıtladı.
Bu içeriği de sevebilirsiniz (bnz).




Bir Cevap Yazın